|
HİKAYELER (Özgürlük Bunalımları İçinde...) |
| Yazdır |
|
Uçurumun kenarındayım şimdi. Bıraksalar önümde bir peri masalı kadar sahte, ama burnumdaki soğukluğu kadar gerçek havanın içine dalıp, gözümün alabildiği ovalarda kanatlanmak istiyorum.İşte ben özgürlüğün bu tarafını sevebiliyorum. Kimsenin bana karışmadığı, savaşlardan yorulmamış, bir kuş hafifliğindeki özgürlük.Yanımda Dünya’nın ağırlığını taşımaktan yorulmuş insanlar görüyorum. Ama biliyorum ki onlar özgürlüğün bu anlamıyla, yani çizginin diğer tarafıyla ilgilenmiyorlar. Akıllarının içinde yuvalanmış fikirleri, ya Dünya kelimelerine sığdıramıyorlar, ya da sığ denizlerden çıkarmaya korkuyorlar o inci tanelerini.
Üşüyorum hafiften. Özgürlüğün, bana ait olanın, yaşanmamış olanın, en tatlı hissi bu belki de. Yahut Dünya bana bir şeyler anlatmak istiyor. Bu soğukluğuyla bana "geri dön, yaşanacak şeyler var” diyor aldırmıyorum, kapıyorum, kulaklarımı, O'na, getirdiklerine, götürdüklerine. Kuşlar geçiyor önümden. Hepsinde bir yerlere yetişme çabası.Göçmenliğin verdiği yorgunluğu, kibirliliği seslerine vuruyorlar. Dağlarda yankılanıyor. "Beni de alın yanınıza diyorum" duymuyorlar. Yankıların içinde kayboluyor sesim.
Bazen düşünürdüm. Bir kuş olsam, avcıların vurma korkaklığında, ürkmüş ama özgür bir kuş. "Bu ülkede güvercinleri vurmazlar" diyen biri aklıma geliyor… Onu da vurdular. Hem de kurşunun çıktığı tüfeği başkasına vererek. Bu özgür mor dağları, bu sümbüllü bahçeleri, buram buram Anadolu güllerinin açtığı bu ovaları, daha da karartmak uğruna vurdular."Ya beni de vururlarsa diyorum." yüzüm bulanıyor bir anda. Öyle umumiyetle falan değil, bu ovaların karartısına artık yüreğim dayanmadığı için. Ben gittiğimde belki ardımdan veda türküleri söylenir, ve bakarlar uçtuğum dağlardaki bıraktığım izlere. Gözümün görebildiği her yer benim. İşte bu benim sevimli kızıl elmam. Benden öncekilerin ulaşma çabası şu gözlerimin alamadığı topraklar. Onlar şimdi o sessiz, o yorgun ve yaşlı şahidin altında yatıyorlar. Bense inadına uçuyorum. Belki bir gün beni de böyle güzel ezgilerle uğurlarlar, ve bende dinlerim o yaşlı şahidin altından. Geçirdiğim hayatımın, yaşanmamışlıklarına üzülmeyi bırakarak...
Kendime geliyorum birden, arkamdan gelen sesle. "Tankut hadi hava kararacak gidiyoruz."
Başka bir bahara ve soğukluğa ertelendi özgürlüğüm. Belki de kararan hava, gerçeğin soğukluğunu üstümden alır düşüncesiyle, peşlerinden gidiyorum......
|