|
HİKAYELER Spartaküs'ü Şimdi Daha Çok Seviyorum() |
| Yazdır |
|
Evet, gölgemden sonrasıydı. Gerisi dışarıda kalmıştı. Elim her zamanki şiddetinde karanlığa ışık olacak düğmeye dokunurken her şey o an ışık ve kendi gülümsemesinde bir yalnızlık.
Kalabalığın içinden gelmişti.
Derken ayak parmaklarımdan başlayarak derimin altında saklı milyonlarca kılcal damarlarımdan yukarı doğru bir patlama ve başımın içinde milyonlarca molekül, solumanın tadında kasılıp boşalıyordu. En hüzünlü olan da yüzümde devşiren kirli bir lekenin orada, yanağımın içinde tek başına hokkabazlık etmesiydi.
Ne yapabilirim ki...
Bir yanımın diğer tarafında edilgin ve ala günün altına saklanmış baskılara korkulara ben yaşamım-yaşam’ım diye bilen, öyle ise “efendine” yaşa lanet.
Lanet olsun şu topal bekçi…
El çırpıp söylevlere tümden sahtekarlık ve dizlerine kadar düşmüş başına, yüz hatlarını gizleyerek yaprak gibi titreyen esrarengiz sesi ile!
- Efendim dediğiniz gibi olsun.
Oysaki habersizce unutmuştu Tanrısını.
Çelişmek!
Kahretsin! Unutmak anımsamamak değil de şu topal bekçi, “O” kıl tüyünden sarkık iblise tabi efendim buyurun efendim/efendim bitip tükenmeyen kıvrım/kıvrım lavukluğu var ya!
Şimdi Spartaküs’ü daha çok seviyorum.
Ve de sevgilimi.
Fakat nedense kafam da hep bir kargaşa, beni böyle geren tedirgin eden şu ikinci adam. Telaşa bir halde bir görevi yerine getirme mutluluk arzusu ile efendisinin arkasına dolanıp arada ki mesafeyi çok iyi tutturarak kulağına bir şeyler mırıldaması. Anlıktı her şey o an “O” kafasını sallayarak ardından kulaklarda patlayan tiz sesi ile…
- Kim?
Bakıyordu.
Şimdi dışarısı kusursuz bir vakit…
Kim bilir kusursuz bir kölenin aksak bacağını kendine, her seferinde kendine çekerken şükür, hayranlık duyduğu değerlerini reddederek ve “ötekiler” mantığı.
Tüm bu martavallıklardan kurtulmaya çalışsam da öyle ki tüm kelimelerim yan yana dizilir ve o an aklıma saldırı başlar.
Peki, bu sürekli hesaplaşmada bana düşen gerçekçilik nedir? İğreniyorum dediklerimden sadece aylaklık edip doğayı seviyorum mu desem peh!
*Beyaz adam hangi anlaşmaya saygı gösterdi de, Kızılderili o anlaşmayı bozdu?*
Vay be, bugün de topal bekçinin köpeği öldü! Gelenler vardı sorgu için.
Birinci adam iki yanında iki firavun faresi
İkinci adam Agop haliyle bakıyordu birinci adama
Birinci adam
Bir yanı Hitler bir yanı Mussolini
İkinci adam
Kıvrak bir solucan gibi oltanın ucunda
Ve oltanın başında birinci adamı
İki yanında iki firavun faresi
Gecenin kirli yüzü gibi kusuyordu, sarı zıkkım sarısı pelte pelte ağzının boşluğundan saçılıyordu ortalığa. Yani bazılarının kendinde haz ettiği bir yanı vardır ya o da onu kurcalamaktan büyük zevk alıyordu. Öyle ki tüm günahları işleyip sonra da gidip kendine bir ayna bulup yüzündeki yanılgıdan düşmüş aptal gülüşüne bakmak için.
Lanet o gün de ve bilmemek ne ise, topal bekçinin köpeği ölmüştü.
- Gelmedi demek senin ki ha!
- Al işte, bu kemik senin.
Ve topal bekçi o gün ağladı. İlk kez küfürlüydü.
|