|


Seninleyken zaman çabuk geçiyor
Aşkımı söylemeye fırsat kalmıyor
Vuruyor saatler ayrılık diye
Acılar kalıyor bana hediye
Şehirler ve yollar araya girer
Takvim yaprakları yavaşça düşer
Olmasa da vuslat günü pek yakın
Payidar kalacak kalbimde aşkın
Asırlar geçsede bekleyeceğim
Leyla’n oldum bunu bil sevdiceğim
Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok… Tükenmez…

İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin…
Gürültünün parçası olursun sadece.
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler…
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda…
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel,
su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez…
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol… Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..
Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri…
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kıyametler koparıcı olabileceğini unutma…
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil!
Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe…
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi…

Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak…
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini…
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin…
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın…
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..
Demeyeceksin ki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil…
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!
Hadi… Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset…
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı…
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla…
Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına.
Hayat ver…
Vazgeçilmez ol !!..




Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.Gözlerim degil, yüregimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüregime.
Bir baska yerde olamazdın zaten.
Sen, benim en degerli yerimde, yüregimde olmalıydın, orada kalmalıydın.çok aşka ev sahipligi yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
Her hangi bir konuk degildin artık.Bu yüzden ne agırlama faslı vardı, ne de ugurlama.O yüregin gerçek sahibiydin.
Simdi sonbahar, kışa giriyoruz ya.Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.çicek çiçek açtın yüregimde.Gökkuşagı zayıf kaldı,senin renklerin karsısında.
Taze bir yaprak gibi yeşildin.Açelyaydın pembeliginle.Üzerine çig taneleri düşmüş sarı güldün.Kırmızıydın bir ateş gibi.Ve maviydin...
En cok bu renkle anmayı sevdim seni.Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da.
Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
En kızgın,en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
Içimdeki sevinç yüzüme yansıdı,güldüm.Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek oldugunu, nasıl güzel bir şey oldugunu anladım seninle..Her seye ragmen sevdim seni.
Güçlüydüm ve aşamayacagım hiçbir zorluk yoktu.Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.Sen elimden tuttugunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim,kul ederdim.
Sana ulaştıgımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.Ve o göle bir tek sen girebilirdin...
Sevdim ve hayrandım da.
Her halin çekti beni.Duruşunu,uyumanı,gülmenı,kızmanı,şaşkınlıgını, saflıgını,kurnazlıgını,çocuklugunu,olgunlugunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunlugunu da.Küçük oyunlarını,kaprislerini, sitemlerini,korkularını sevdim.
Seni ve o doyumsuz sevdanı,uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çogu zaman.Sıgmadın cümlelere ve hiç bir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım.çünkü sen yasam kaynagıydın.Her gün yenilendim.Seninle çogaldım,büyüdüm.
Eksik kalan neyim varsa tamamladın.Ölmeyecektim çünkü sen ölmezligin ta kendisiydin.
Sona ermekte gün yine seninle
Akşamlar böyledir hep sessiz
Eşyalar başka yerde, ben bir yerde
Gölgen dolaşır gibi, sanki peşimde
Işıkları yakın nedir bu giz
Yokluğun da, sen de varsa, sen bu evde
Ayrılmam, sarılırım hayallere
Ayrılmam, sevişirim özleminle
Hava ağır sıkıntıda sokaklar
Sensin kaldırımlardaki bu iz
Alışmaya çalıştıkça öfke gibi
Hasret büyüyor göğsümde, sinsi, sessiz
Sezen Aksu
|

|
 
Karanlık sularda uzuyordu
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyordu şehir.
Haliç kıyısında
Geceye saklanıyordu
Balat, Feneryolu.
Arabalar geçiyordu,
İnsanlar geçiyordu,
Üzerinden gün geçiyordu.
Ben duruyordum bıraktığın yerde.
Köhne sokaklarına dalasım geldi bir anda
Her arnavut taşını söküp
Tek tek fırlatmak
Ve tek tek koparmak yıldızları.
Arabaların önüne atılmak
Sokak köpeklerine katılmak
Ve dolaşmak berduş gibi..
Benim küfürlerimdi boşaltan,
Sur dibinde ucuz şarap şişelerini.
Virane binalardaki idrar kokularında
İçimi yakmamalıydı aç çocuklar.
Bir yumruk sıkımı tinerde
Soluklanmamalıydı mutluluk.
Köşe başında
Kirli ve küçük bir el açılmamalıydı
Ya da uzanmamalıydı kemikleri sayılı
Sokak kedisi dizlerime.
Dikenli tellerden ve kırık şişelerden
Kesikti elleri yaşlı adamın.
Ben gibi fakirmiş bu şehir de.
Oysa tarihin tüm altınları saklıydı
Eski kitaplarımda.
Ve yırtık saman sarısı resimlerde
Saçları maşayla kıvrılmıştı tüm kadınların
Dağılmışlığıma inat.
Hani peçesini mi çıkartsam diyorum
Bir katibe kur yapan pembelinin.
Ya da yere atılan oyalı bir mendille mi silsem
Bunca çirkin makyajını şehrin.
Bir at arabasını salıversem ya da
Boynuzlarını taksam
Eski bir tramwayın
Çeker mi bugüne geçmişi.
Ahşap cumbaya çıkmış betonlar.
Döker mi gerçekleri...
Her bir taşı ağlıyor sessizce
Duyan yok...
Ve çatlıyor taştan yüreği şehrin
Yıkılıyor pervazları
Bakma bayrağın dalgalandığına...
Deniz istediği kadar mavi olsun sabah
Kuşlar uçabildiğince özgür
Ve arabalar
İstedikleri kadar geçsin
Fakirin düşlerinden
Ezsin
Kim duyar....
Üç kuruş paraya
Sıralanıyorsa yaşlılar
Sabahın köründe.
Ve duruyorsa kalbi
Ya da kapıp kaçıyorlarsa elinden
Bir aylık yemeğini.
Bir işten diğerine koşuyorsa dul bir kadın
Ve filesini doldurmak için
Borç yazdırıyorsa baba bakkala
Bir çocuk aç kalmamak için,
Bırakıyorsa beyaz yakasını
Yastığının altına...
Ve geleceğe
“adam olmasın” diye
kapanıyorsa üniversite kapısı
Bir magandanın maç sonrası kurşununda
Yıkılıyorsa ocaklar
Ve kırılıyorsa belediye çukurunda bacak
Ve kesiliyorsa bilezik için kol
Ve nefsi için bir sapığın
Kirletiliyorsa küçük bedenler
Katık ediliyorsa mutluluklar
Bir kilo ete ziyafet çekiyorsa yurdum insanı
Yaşanır mı ulan bu şehirde....
Karanlık sularda uzuyor
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyor şehir gözlerimde.
Hele ki bir de s e n y o k s u n....
Arzu Altınçiçek
|
|
|
|

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Cemal Süreya

|

|

|
İstersen mutlu oluruz seninle
Evimiz ve çocuklarımız olur
Yemek pişirirsin kendi elinle
Kalplerimizde esenlik ve huzur
İstersen mutlu oluruz seninle
Birbirimiz için yaratılmışız
Ruhlarımız düşüncelerimiz bir
Bizim gibi olur çocuklarımız
Ben şair, sen baştan ayağa şiir
Birbirimiz için yaratılmışız
Ayrılık olmaz fikirlerimizde
Kahkahamız ta uzaklardan duyulur
Mutluluk parıldar gözlerimizde
Rüyalarımız bile aynı olur
Ayrılık olmaz fikirlerimizde
Ne hayaller kurarız uzun uzun
Üzüntüleri atarız bir yana
Gizli bir şeyi kalmaz ruhumuzun
Bütün şiirlerimi okurum sana
Ne hayaller kurarız uzun uzun
Kim ne derse desin mutlu oluruz
İçimizde ümit, arzu teselli
Bende aşk ve sende güzellik sonsuz
Aşkımız gözlerimizden besbelli
Kim ne derse desin, mutlu oluruz
Ümit Yaşar Oğuzcan

|
|
|
|
|
|
|
|
|
aşksız yaşamaktan bulanık yüreğim ah eder
kirlenmiş mi herkes dilsiz gezer kim kimi dinler
mızrapta inleyen teller benim sevdamı söyler
uzat gülüşünü gönül pınarım sana aksın
hovardaca harcadım hayatı artık huysuzum
Kerbelada unutuldum bir sevgiye susuzum
gölgeli telaş sardı her yanımı uykusuzum
uzat dizini başımı dayayıp dinleneyim
çatlayan bir serap oldu hayatımda ne oldu
adrese varmayan pulsuz postaya döndü soldu
içimde kendimi dolaşırım yollar yoruldu
uzat ellerini tutsana beni çok bitkinim
günler askıda kuruyan yaprak yaşamıyorum
kırılmış narin çiçeğim mutsuzluk saçıyorum
başkaldırdım anılara kendimden kaçıyorum
uzat bakışını yoktan gelip tüme varayım tek sende kalayım
SERDAR SAN
|

|
  
|
Rüyana mı girdim, hayırdır güzel;
Bu nasıl özlemdir, bu nasıl çıglık.
Yüregimi tuttu, bir sımsıcak el,
Özden akar yasım, bak; ılık ılık.
Öyle bir han'ım ki; sormayın gitsin,
Gönül odalarım ıssız kimsesiz.
Gel de ey canım ki su özlem bitsin,
Desem be güzelim gelir misiniz?
Eger bir gün gözler, görmezse seni;
Kesin,yollarında yoklar olmusum.
Rûhum seninle ya, atın bedeni,
Bu gün düze çıktı gönül yokusum.
Bilirim yok hakkım böyle bir seye,
Gökte kuslar ile kanat çırparım.
Vuslat gerekmezmis böyle sevgiye,
Uzaklardan bakar bakar aglarım.
Erken çıkmısım caaan, bu yola erken;
Belki de birazcık sen geç kalansın.
Gözlerim kalacak sende giderken,
Tanrım vermis ise, sen de alansın.
Ali Rıza Navruz
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 
Karanlık sularda uzuyordu
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyordu şehir.
Haliç kıyısında
Geceye saklanıyordu
Balat, Feneryolu.
Arabalar geçiyordu,
İnsanlar geçiyordu,
Üzerinden gün geçiyordu.
Ben duruyordum bıraktığın yerde.
Köhne sokaklarına dalasım geldi bir anda
Her arnavut taşını söküp
Tek tek fırlatmak
Ve tek tek koparmak yıldızları.
Arabaların önüne atılmak
Sokak köpeklerine katılmak
Ve dolaşmak berduş gibi..
Benim küfürlerimdi boşaltan,
Sur dibinde ucuz şarap şişelerini.
Virane binalardaki idrar kokularında
İçimi yakmamalıydı aç çocuklar.
Bir yumruk sıkımı tinerde
Soluklanmamalıydı mutluluk.
Köşe başında
Kirli ve küçük bir el açılmamalıydı
Ya da uzanmamalıydı kemikleri sayılı
Sokak kedisi dizlerime.
Dikenli tellerden ve kırık şişelerden
Kesikti elleri yaşlı adamın.
Ben gibi fakirmiş bu şehir de.
Oysa tarihin tüm altınları saklıydı
Eski kitaplarımda.
Ve yırtık saman sarısı resimlerde
Saçları maşayla kıvrılmıştı tüm kadınların
Dağılmışlığıma inat.
Hani peçesini mi çıkartsam diyorum
Bir katibe kur yapan pembelinin.
Ya da yere atılan oyalı bir mendille mi silsem
Bunca çirkin makyajını şehrin.
Bir at arabasını salıversem ya da
Boynuzlarını taksam
Eski bir tramwayın
Çeker mi bugüne geçmişi.
Ahşap cumbaya çıkmış betonlar.
Döker mi gerçekleri...
Her bir taşı ağlıyor sessizce
Duyan yok...
Ve çatlıyor taştan yüreği şehrin
Yıkılıyor pervazları
Bakma bayrağın dalgalandığına...
Deniz istediği kadar mavi olsun sabah
Kuşlar uçabildiğince özgür
Ve arabalar
İstedikleri kadar geçsin
Fakirin düşlerinden
Ezsin
Kim duyar....
Üç kuruş paraya
Sıralanıyorsa yaşlılar
Sabahın köründe.
Ve duruyorsa kalbi
Ya da kapıp kaçıyorlarsa elinden
Bir aylık yemeğini.
Bir işten diğerine koşuyorsa dul bir kadın
Ve filesini doldurmak için
Borç yazdırıyorsa baba bakkala
Bir çocuk aç kalmamak için,
Bırakıyorsa beyaz yakasını
Yastığının altına...
Ve geleceğe
“adam olmasın” diye
kapanıyorsa üniversite kapısı
Bir magandanın maç sonrası kurşununda
Yıkılıyorsa ocaklar
Ve kırılıyorsa belediye çukurunda bacak
Ve kesiliyorsa bilezik için kol
Ve nefsi için bir sapığın
Kirletiliyorsa küçük bedenler
Katık ediliyorsa mutluluklar
Bir kilo ete ziyafet çekiyorsa yurdum insanı
Yaşanır mı ulan bu şehirde....
Karanlık sularda uzuyor
Sokak lambaları
Ve uzadıkça dağılıyor şehir gözlerimde.
Hele ki bir de s e n y o k s u n....
Arzu Altınçiçek
|
|
|
|
|
|

 
|
Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum
Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
Bu ne bitmez ayrılık, bu ne özlem diyorum
Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
Başımı duvara vurup ölsem diyorum
Ümit Yaşar Oğuzcan
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

Banane gelecekse dünyanın sonu
Bitecekse bitsin artık hayat yolu
Korkum yok içim rahat huzurla dolu
Aşkı yaşadım senle bir ömür boyu
Yüzümdeki çizgilerin bile adı sen
Aldığım her nefesin sebebi sen..
Dünyaya birdaha gelsem sevgilim,
arar bulurum yine seni severim..
Cenneti değişmem saçının teline,
ömrümün yettiği kadar seni severim..
Söz:Aslı Zen Yentur
|
|
|
|
|
|
|
|